سارة الهاني وزياد برجي في حديث البلد

Burada görüntü var izleyemiyorsanız http://www.youtube.com/watch?v=1V9VwpImukA

Sara El-Hani adlı bir abla söylüyor bir eleman eşlik ediyor. Sözleri anlamıyorum; ama müzik hoşuma gitti, kimbilir belki de abla hoşuma gitti; bilmem siz ne dersiniz..

El bu haza bahadun, havfun alâ bahâdun, Ne iddini..

Ayrıca Arapçası olanlar için program görüntüleri..

Yerbilimsel Saha Çalışması, Yerbilimsel Harita Alımı ve Yerbilimde Uzaktan Algılama Yöntemi

MTA’da zorunlu stajımızı yaptık (bkz. MTA’da Staj Yapmak ya da Yapmamak). Bu staja dair bir ürün oluşturmak lazım, staj raporunun son teslim tarihi 2 Kasım 2009. Allah’tan bitti de kurtulduk. Artık projeye kilitlenme zamanı..


This June 16, 2000 image of Istanbul, Turkey show a full 60 by 60 km ASTER scene in the visible and infrared channels. Vegetation appears red, and urban areas blue-green. Credit: NASA/GSFC/MITI/ERSDAC/JAROS, and U.S./Japan ASTER Science Team.

Başlıktan anlaşıldığı gibi 3 farklı konu iç içe. Yerbilimlsel Saha Çalışması ve Yerbilimsel Harita Alımı daha önce bulduğum ve çok az ekleme yaptığım bir rapordan. Hacettepe Üniversitesi’nin Fiziksel Jeoloji ve Saha Jeolojisi dersleri kapsamında Ankara ve çevresinde gidilen arazilerin hepsini, MTA stajında da geziyorsunuz. Kim bilir bu gezide, Jeoloji Etütler dairesinde hemen herkesin Hacettepe kökenli olmasının bir etkisi olabilir. Ya da tersi..

Konuya dönecek olursak, asıl emek verdiğim kısım, Yerbilimde Uzaktan Algılama Yöntemi başlığı altında verilen bilgiler. Bora Abi’ye teşekkürlerimi sunuyorum. Raporu indirmek için tıklayın! (.pdf – 4 mb)

Selden sonra.. [Trakya Seli 2009]

Burada görüntü var izleyemiyorsanız http://www.youtube.com/watch?v=ziwc1r0mKE0

8-13 Eylül 2009 Trakya Seli..

L’Aquila ve Suruga Depremleri

Kazayla Reşat Hoca’dan Mühendislik Jeolojisi almasak, bu sunumdan haberimiz olmaycak. Hatta üniversitede, Hacettepe Üniversitesi Doğal Afetler Araştırma ve Uygulama Merkezi (HÜDAM) diye birşeyin olduğunu öğrenmiş olduk, internet sağolsun. 7 Ekim 2009′da Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Fakültesi.. Konuşmacı, Japon Tokai Üniversitesi’nden Ömer Aydan.. Konu, orta büyüklükte ağır hasarlı L’Aquila Depremi (İtalya) ile orta büyüklükte az hasarlı Suruga Körfezi (Japonya) Depremi. Kısaca iki depremin özellikleri ve karşılaştırılması..

Sonuçta sıkıcı olduğu kadar da öğretici bir sunumdu. Hemen hemen aynı büyüklükteki iki deprem, iki farklı ülkede meydana gelmiş, sonuçlarsa çok farklı olmuş. İtalya yıkılırken, Japonya az hasarla atlatmış. Bunun nedenlerini ele alan sunumu, kendi adıma şöyle özetleyebilirim. 1970 yılında (40 yıl önce) Japonya’da çıkan yönetmeliğe göre yapılan bir akvaryumda hasarın olmadığı fotoğrafla gösterilirken, İtalya’da deprem sonrası yaşanan görüntüler, 19 Ağustos 1999′da Gölcük merkezli depremin acı görüntüleri gibi. İtalya’daki evler bizim ülkemizdeki yapılar gibiymiş. Ya yığma ya da demiri, betonu çalınmış. Depremle yaşamaya alışan Japonlarsa mevcut yapları güçlendiriyormuş. Özetle bir afete, doğal afet diye bakan İtalyanlar ile bir afeti doğal kabul eden ve hazırlanan Japonlar arasındaki güzel bir karşılaştırma yapıldı. Belirtmeye gerek yok; ama bizim de İtalyanlardan bir farkımız yok.

Ayrıca Japonya’da depremi önceden haber vermek için kullanılan yöntemden de söz edildi. P ve S dalgalarından yararlanılan sistemin deprem tahmini olmadığı, depremden önce özellikle elektrik, doğalgaz gibi sistemleri kapatmak için kullanıldığı söylendi. Gene de Ömer Hoca depremi bugünkü teknoloji ile bilmek zor, bir gün hava tahmini gibi deprem tahmini yapılacak, buna inanıyorum dedi. Ben de dayanadım, sunum bitince.. Özellikle son dönemde de yazılı ve görsel basında öne çıkan deprem tahmini haberleri üzerine, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin yürütücülüğündeki kayaç gerginliği ile deprem tahmini olur mu diye sordum ve soruma ilginç bir yanıt aldım. Kayaç üzerine uygulanan kuvvetin sonucu elektromanyetik alanda bir değişim olduğunu öğrendim. Bunun deneyleri yapılmış ve gözlenmiş. Hatta bu deney yapılırken, hayvanların verdiği tepkileri öğrenmek için deney hayvanları kullanılmış. Bu yanıttan sonra yerdurumu.com’da yayınlanan proje ile ilgili soru işaretleri oluştu, şimdilik..

Warriors – Savaşçılar

’nın farklı yerlerinde yaşamış olan savaşçılar konu alan 6 bölümden oluşuyor. Bu film gerçek olayları ve kişileri ele alıyor; hem günümüz tarihçileri hem de eski kaynaklar ışığında çekildi diye ekliyor. Bölümlerde Spartaküs, Kortes, Napolyon, Şogun, 1. Riçırd ve Atilla var. Bu bölümler arasında merakla izlediğim tek bölüm vardı, o da Hun İmparatoru Atilla’ydı. Diğer bölümleri izlerken sıkılmadım desem yalan olur.

Kısa kısa.. Bir köle, bir gladyatör olan Spartaküs koskoca Roma İmparatorluğu’na diz çöktürtüyor. Spartaküs ve destekçileri özgür olarak ölüyor. Roma’ya başkaldırmak zor zannat. Bir suçlu ve bir kaçak olan Kortes kendi özgürlüğü adına İspanya Krallığı’na Aztek hazinesini sunuyor. Bununla da yetinmeyen Kortes, Tanrı adına zulüm ettiği topraklara hıristiyanlığı getiriyor. Korsikalı olması nedeniyle aşağılanan Napolyon Fransa’nın en tepesine yükseliyor ve imparator oluyor. Şogun’da Japonya’daki iç savaş dönemi ele alınıyor. Japonlar gerçekten de ilginç bir milletmiş. Kutsal topraklardaki bitmek bilmeyen savaşta, Haçlı Seferleri’ni yöneten 1. Riçırd ile müslümanların önderi Selahattin Eyyübi’nin büyük karşılaşması işleniyor. Atilla, hem Doğu Roma’ya (Bizans İmparatorluğu) hem Batı Roma’ya saldırıyor. Hunlar dışında birçok millete hükmeden Atilla, kelimenin tam anlamıyla estiriyor. O ölünce de imparatorluk gücünü kaybediyor.